8 Temmuz 2012 Pazar

İkinci Dünya Savaşı'nda Türkiye: Taraf mıyız? Tarafsız mıyız?


Ülke kıtlıktan kasıp kavruluyordu. İsmet İnönü'ye karşı ülkeyi ekonomik kıtlığın pençelerine ittiği için bir öfke birikiyordu. Ülke Kurtuluş savaşından çıkalı 20 yıl olmuş ve İsmet İnönü ülkeyi savaşa sokmamaya çalışırken bir yandan da kıtlıkla mücadele etmek zorundaydı. Ekmek karneye bağlanmış, zenginlerden ve özellikle gayrimüslimlerden yüksek vergiler toplanmaya başlanmıştı. Kısacası İnönü, ülkeyi savaşa sokmamak için her yolu denemişti.Bir gün yanına gelip "Sizin yüzünüzden şeker yiyemiyorum. Bizi parasız bıraktınız." diyen bir çocuğa "Belki şekersiz kaldın ama babasız kalmadın..." demişti. 



Türkiye'de işler kötüye gidiyordu.
Zaten yeni bir savaştan çıkılmış, halk perişan bir şekildeyken nereden çıkmıştı bu savaş? Aslında devlet adamları, Büyük Önder Atatürk'ün öngörüsü sayesinde bu savaşın geleceğini biliyorlardı. Atatürk 1931 yılında Amerikalı General McArthur'a "Versay Antlaşması I. Dünya Savaşı'nı hazırlayan nedenlerin hiç birini ortadan kaldırmamış, aksine dünün başlıca rakipleri arasındaki uçurumları daha da açmıştır. Galip devletler yenilenlere  barış koşullarını zorla kabul ettirirken bu ülkelerin etnik, jeopolitik ve ekonomik durumlarını göze almamışlar, yalnız düşmanlık duygularının üzerinde durmuşlardır. Böylelikle de bugün içinde yaşadığımız barış, ateşkesten öteye gidememiştir. Bence dün olduğu gibi yarın da Avrupa'nın kaderi Almanya'nın tutumuna bağlı olacaktır." diyerek, aslında II. Dünya Savaşını beklediğini savaştan 8 yıl önce duyurmuştu.
Fakat halk, bu konular hakkında bilgili değildi. Savaş hepsi için bir şok olmuştu ve ülkenin yeni bir savaşa sürüklenmesini istemiyorlardı. 



Aynı şekilde İsmet İnönü de savaşmak istemiyordu. Aslına bakılırsa Atatürk'ün ön görüleri sayesinde bu savaşa hazırlık yapılmış fakat herkes savaştan kaçınılması gerektiğini aklına kazımıştı. Zaten savaşın ilk yılında Türkiye'ye pek bir rol düşmemişti. Savaş Avrupa topraklarında yaşanıyordu ve Türkiye için pek de risk teşkil etmiyordu. Fakat gene de İngiltere ve Fransa ile "Karşılıklı Yardım Antlaşması" olarak bilinen Ankara İttifak'ını imzalamıştı.

Fakat savaş Balkanlara sıçrıyordu. İtalya'nın saldırgan tutumu ile Arnavutluk'u işgal etmesi, İngiltere'nin Yunanistan'ı bir üs olarak kullanma isteği ve bu tehlikeyi gidermek için Almanya'nın İtalya ile birlikte Yunanistan'ı işgali, Romanya'da bulunan petrol ve kömür kaynakları ve Bulgaristan'ın Almanya'dan yana tavır koyması sonucu, Türkiye'nin sınır komşularının hepsi ya Almanlar tarafından işgal edilmiş ya da onlarla İttifak yapmıştı.

Bunun üzerine İsmet İnönü'nün izniyle General Fevzi Çakmak tarafından hazırlanan ve Çatalca yakınlarında kurulan "Çakmak Hattı" oluşturuldu. Almanya'nın saldırma ihtimali yüksekti, fakat Alman savaş endüstrisine karşı koyamayacağının bilincinde olan İsmet İnönü, hattı sınıra yakın değil de, Çatalca yakınlarında kurmuştu. Fakat dikenli tellerle, beton duvarlarla, barikatlarla süslü olan bu hat, ilk başta Almanya'nın Bulgaristan'dan saldırması ihtimaline karşı inşa edilmişti. Almanya Yunanistan'ı ele geçirince hattın bir önemi kalmadı ve askerler Çatalca'ya geri çekildi. 

Bu günlerde İsmet İnönü, Adolf Hitler'e "Hattımızdaki hareketlilik bizi endişelendiriyor, savaş için gerekli önlemleri aldık" temasını içeren bir yazı göndererek Almanya'nın planlarını öğrenmek istedi. Aldığı cevap ise şaşırtıcıydı. 1923'e kadar savaşmış,  milyonlarca gencini cephelerde kaybetmiş, savaş sanayisi gelişmemiş olan Türkiye'ye, Adolf Hitler "Türk sınırının 85 kilometre yakınına yaklaşmayacağını" garanti eden bir yazıyla karşılık vermişti (Adolf Hitler'in İsmet İnönü'ye yolladığı mektubu okumak için lütfen tıklayınız). Ardından bu görüşmeler, 18 Haziran 1941 yılında "Saldırmazlık Paktı"na aktarıldı ve Almanya'nın Türkiye'ye "tarafsız kaldığı sürece" saldırmayacağı diplomatik olarak resmileştirilmiş oldu.

Kahire Konferansından bir fotoğraf
Fakat Türkiye için tek sorun Adolf Hitler değildi. Bu antlaşmadan haberi olan Rusya ve İngiltere yönetimleri, Türkiye'ye bir nota vererek "bağımsızlıklarına saygı duyduklarını fakat Türkiye'nin Montrö Boğazlar Sözleşmesi'nde belirtildiği gibi "Boğazların savaş gemilerine kapatma" taahhüdüne sadık kalmasını istediklerini" belirttiler. Diğer tarafta İngiliz Başbakanı Churchill, Türkiye'yi savaşa sokmak için her türlü yolu deniyordu. Fakat karşısındaki İsmet İnönü'yü hafife aldığının farkında değildi. Lozan Görüşmelerine katılmış, İnönü Savaşının zafere dönüşmesini sağlayan, siyasi yönünün yanında askeri yeteneklerinin üst düzey olduğu bir lider için İngiltere'nin bu teklifi aslında  "Rusya, Almanlarla savaşırken, siz ikinci bir cephe açın, böylece Almanya sizi ezmekle meşgulken Rusya biraz ilerler. Bu arada biz de hava alanlarınızı kullanarak Afrika'da hakimiyeti ele alırız." anlamına geliyordu. İsmet İnönü, savaşa katılabileceğini fakat belli başlı istekleri olduğunu söylemişti.

İstekleri sıraladığında Churchill şaşkınlıktan ne diyeceğini bilemedi. İsmet İnönü "İngiltere'nin elinde bulunan uçakların %70'ine yakın bir sayıda uçağın, 750 bin otomatik tüfeğin ve gerekli cephanenin, yüzlerce uçaksavarın, tankın, tanksavarın ve binlerce mayının kendi emrine verilmesi karşılığında bu savaşa girebileceğini" söylemişti.
Bu istekleri duyan Müttefik kuvvetler tekliflerini kısa süreliğine geri çekmişlerdi.

Fakat ardından 1943 yılının ortalarında İngiltere, Fransa ve Amerika Türkiye'yi Kahire'ye davet etmiş ve Mısır konferansı düzenlenmişti. Bu konferanstan da gene İsmet İnönü'nün istekleri sonucu bir sonuç çıkmamıştı. Zira İsmet İnönü'nün istediklerinin sadece %4'ü Türkiye'nin eline geçmişti ve bu mühimmatlar savaşa girmek için yeterli değildi.

1944 yılının sonuna doğru artık savaşın sonucu yavaş yavaş belli olmaya başlamıştı. Türkiye savaşa girmemişti fakat Müttefiklerden yana tutum izliyordu. Almanya ve Japonya ile bütün diplomatik ve ekonomik ilişkiler sonlandırılmıştı. "Taraflı tarafsızlık" denilen oyunu oynuyordu artık Türkiye...
Şubat 1945 yılında ise Müttefiklerin katıldığı Yalta Konferansında, 1 Mart 1945'e kadar Almanya'ya karşı savaşa katılmayan ülkelerin yeni kurulacak olan "Birleşmiş Milletler'e giremeyeceği" uyarısının ardından 

Türkiye 23 Şubat 1945'te sadece kağıt üzerinde, hiç bir kayıp yaşamayacağı, fakat dönemin Amerikan Dışişleri Bakanı Marshall tarafından açıklanan "Marshall yardımı" olarak adlandırılan ve savaşa müttefiklerin yanında katılan ülkeler için hazırlanan yardım paketlerinden belli bir miktar kazanç sağlayacağı savaş ilanını duyurmuştur.

Fakat Sovyet Rusya hiç bir zaman Türkiye'nin "müttefikler yanında" yer aldığına inanmamış ve Türkiye'yi "Alman dostu" olarak niteleyerek, Kars Antlaşmasından bu yana gelen saldırmazlık paktının da sonunu getirmiştir. Türkiye, yaşanan bu olaylardan sonra Amerika ile yakınlaşmaya başlamıştır. II. Dünya Savaşı bittikten sonra Sovyet Rusya her ne kadar I. Dünya Savaşı'nda Türkiye'ye bıraktığı  Kars, Ardahan ve Artvin'i geri istese de, bu isteği İngiltere ve Amerika ile iyi ilişkileri olan Türkiye tarafından ciddiye alınmamıştır. 


3 yorum:

  1. 2.dünya savasında tarafsız taraflı olmak ülke selayeti için tartışılmaz bir davranış şekli. Ancak marshall yardımı nın ismet inönü ile alakası yok diye biliyorum marshall yardımının birebir tarihcesi hakkında bir bilgi verirmisin

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Şöyle ki, 4 Şubat 1945 tarihinde yapılan Yalta Konferansı'nda İngiltere, Rusya ve ABD "BM'nin San Francisco konferansına "kurucu üye" sıfatıyla katılmak isteyen ülkeler 30 Mart 1945 tarihine kadar Almanya ve Japonya'ya savaş ilan etmek zorundadır." demişlerdir. Türkiye zaten bu tarihe kadar İngiltere'nin isteğiyle (ve tabi ki İsmet İnönü'nün bunu ülke çıkarlarına uygun görmesi sebebiyle) Almanya ve Japonya ile ticaret ilişkilerini çoktan kesmiştir.

      Bu kararın ardından BM Kurucu üyesi olabilmek adına Türkiye savaş Japonya ve Almanya'ya 23 Şubat'ta savaş ilan etmiştir. Her ne kadar Marshall yardımı 1947'de açıklansa da; Amerika Birleşik Devletleri bütün Avrupa'yı komunist Rusya'nın elinde bırakmamak için Avrupa ülkelerinde kendi yanında olanlara gerekli yardımı yapacağını gizliden gizliye belli etmiştir.

      Yani bir anlamda Türkiye; Batı bloğunun desteğini alabilmek için Batı Bloğuna yaklaşmış ve gerekli yardımı almak için çabalamıştır. Fakat bu yardımlar yanlış kullanılmış ve üretim zayıflamıştır.

      Sil
    2. Tarih yanlış oldu, 1 Mart 1945 olacaktı.

      Sil