22 Mart 2012 Perşembe

Tayfun Harekatı : Hitler'in özgüveninde son nokta...

Barbarossa Harekatının akışını Moskova'ya yönlendirmek yerine kuzeye, Ukrayna'ya yönlendiren Hitler, daha orduları Ukrayna seferine yeni başlamışken, bir sonraki hedefi olan Moskova'nın saldırı planlarını hazırlamış ve komutanlarına göndermişti bile...Plana gizli bir isim de vermişti: "Tayfun".

Not: Yazıya başlamadan önce şiddetle Barbarossa harekatını okumanızı tavsiye ederim:

Barbarossa Harekatı: Birinci Bölüm

Barbarossa Harekatı: İkinci Bölüm
Barbarossa Harekatı: Üçüncü Bölüm


Komutanlar endişeliydi. Kiev Muharebesini bitirdikten sonra, havalar tam da soğumaya başlamışken nereden çıkmıştı bu Moskova saldırısı? Orduda yeterli teçhizat yoktu ve kışa hazırlıklı değildi. Buna rağmen, Führer bir emir vermişti ve yerine getirilmesi şarttı.  Komutanlar gönülsüz bir şekilde Hitler'in emrini yerine getirmek üzere, Moskova'ya saldıracak olan merkez grubunu güçlendirmeye başladı. Kuzey ve Güney Ordular Komutanlığından onlarca tümen merkez ordularına kaydırıldı.

Hitler şunun farkındaydı: Rusya artık eski Rusya değildi. Kiev Muharebesinden sonra askeri üstünlüğünü yitirmiş, Timoşenko'nun emrinde 85 tümen asker olmasına rağmen ancak bunun 25'inden tam anlamda faydalanabilecek bir Rusya vardı artık karşılarında...

Fakat bu her ne kadar kulağa hoş gelse de, büyük bir sıkıntı demekti. 2 ay önce, Kiev Muharebesinin başlangıcında Sovyetlerin Moskova çevresindeki askeri tümen sayısı 15'i geçmezken, şimdi ellerinde 85'ten fazla tümen vardı. Bu Almanların Smolensk'te, Minsk'te, Kiev'de budadığı Sovyet ordusunun daha da gür bir şekilde çıkması demekti. Sanki budandıkça daha gür çıkan yabani otlar gibi ! General Halder anılarında bu durumu şu şekilde anlatacaktı: "...her defasında  hayran olunacak bir şekilde kendilerini yenileyen Rus askerleri..."

Hitler de bu durumun farkındaydı. Kiev muharebesinin ortasında, Eylül ayında, General Jodl'a "...Rusların sadece iktisadi ve ulaştırma alanlarındaki değil, askeri alandaki gücünü de hafife almışız. Savaş başında 200 tümen düşman bekliyorduk, daha şimdiden 360 tümen oldu saydık. Biz imha ettikçe yenileri tekrar cepheye sürülüyor, bu yüzden cephemiz onların karşısında çok ince kalıyor..." demişti.

Saldırı tam da Hitler'in istediği gibi 2 Ekim'de, yağmurla birlikte başladı. Yağmur ilk başta fazla etkili olmadığı için Alman orduları muazzam hızlarla saldırıya geçti ve büyük başarılar kazandı. Sovyet ana savunma hattından yaklaşık 150 kilometre uzakta, Moskova yolu üzerindeki Vyazma şehri yakınlarında gerçekleşen saldırı Sovyetler için büyük sürpriz oldu. Saldırının ardından Almanlar tarafından yapılan kuşatma harekatı ile, savunmaya katılan 800 bin askerin 690 binden fazlası esir alındı. Kısacası, Almanya'nın müthiş planı sayesinde Rusya daha savaşa ısınamadan, 13 Ekim tarihinde ordusunun büyük bir kısmını Almanların eline vermiş bulunuyordu. Bu harekat, Sovyet Rusya'nın Barbarossa Harekatının başlangıcıyla birlikte 3 milyon askerini esir olarak kaybettiğini de gözler önüne seriyordu. Koskoca Moskova savunmasında sadece 90 bin asker ve 150 tank kalmıştı !

Vyazma muharebesinden başarıyla çıkan Alman ordusuna ilk teşekkür Hitler'den gelir. Hitler yayınladığı bildiride "22 Haziran'dan beri Rusya'yı istila için başladığımız savaş, bütün dünyanın hayretle seyrettiği şekilde sürmekte ve Alman orduları zafer yolunda bayrağımızı biraz daha Doğu'ya taşımaktadırlar. Şimdi değilse bile gelecek kuşaklar bunun, yeni bir devrin başlangıcı olduğunu derinden hissedecektir. Şimdiye kadar 2,5 milyon esir aldık, 14 bin uçak, 18 bin tank ve 20 binden fazla top ele geçirdik. Bu kısa sürede (yaklaşık 5 ayda) işgal ettiğimiz toprak sayısı Almanya'nın iki misli, İngiltere'nin dört misli büyüklüktedir. Düşmanın beli kırılmıştır!" şeklinde halkına ve ordusuna seslenerek, çoktan kazanılmış bir savaşın (!) konuşmasına başlamıştı bile. Fakat kendisi  İsviçreli asker Baron de Jomini'nin kitabında yer alan sözlerini hatırlamayacaktı: "Rusya girilmesi kolay, çıkılması zor bir toprak parçasıdır." 
Her ne kadar 9 Ekim'de yılın ilk karı düşmüş olsa da, bu Almanların ilk başlarda işine yaramıştı. Çünkü kar demek, zeminin donması ve sertleşmesi demekti. Bu da Alman tankları için rahat hareket imkanı demekti. Kış kendini göstermişti ama çok da sert değildi. Alman ordusu rahatlıkla dayanabilirdi buna. Fakat bir kaç gün sonra gelen yağmur, Almanların en son isteyeceği şeydi. Toprak yumuşamış, her yer çamurla kaplanmış ve tanklar, toplar, motorize birlikler ilerleyemez olmuştu. İkmal yeterli değildi. Alman tanklarının bir çoğuna yeterli yakıt gelmediği için ilerleme hızı günde 2-3 kilometreye kadar düşmüştü. Bu ikmal yetersizliğinde hiç şüphe yok ki, Rusların bütün demiryolu hatlarını geri çekilirken tahrip edilmesiydi. Almanlar bu rayları onarsalar bile, Avrupa'daki ray aralığından daha fazla aralık bulunan Rus demiryolunda trenlerini ilerletmek için ya rayları baştan aşağı değiştirmek ya da trenleri tamamen değiştirmek zorundaydı.



Tarih 31 Ekim'i gösterdiğinde, Alman birlikleri Moskova sınırına 140 kilometre kala ister istemez durmak zorunda kaldılar. Arkalarındaki ikmal hattıyla aralarındaki mesafe açılmış ve kötü hava koşulları sebebiyle nakliye uçakları ve savaş uçakları gerekli desteği sağlayamamıştı. Bu tam da Stalin'in olması için hiç düşünmeden bir parmağını feda edebileceği bir yerkürenin ona sunduğu bir şanstı.

Bu sırada güneyden Rostov şehrine saldıran Fransa ve Polonya'da büyük başarılar kazanmış General Rundstedt orduları büyük bir direnişle karşılaşınca, 1 hafta boyunca gerillalarla savaştıktan sonra Rusların hatlara sızmaya başlamasını engellemek amacıyla şehri terk etti. Bu Almanların savaş boyunca yaptıkları ilk büyük geri çekilişti. Bu hamleyi duyan Hitler, General Rundstedt'i hiç düşünmeden görevinden alarak diğer komutanlara dişini gösterdi.

Kasım ayında yağmurun etkisini yitirmesiyle ve toprağın sertleşmesiyle, merkez ordular grubunda saldırılar gene başlıyor, fakat iyice soğumaya başlayan havalar artık Alman askerlerinin ilerlemesine izin vermiyordu. Stalin Ekim'in ortasında, şehrin savunması için elinde kalan 90 bin kişilik orduyu, takvim yaprakları 15 Kasım'ı gösterdiğinde yarım milyona çıkartmayı başarmıştı. Ruslar Sibirya'da bulunan ve kışa tam olarak hazır bir şekilde gelen 20 tümeni başkent Moskova'nın savunmasına katmıştı.

Fakat savaş boyunca bir kere bile çizmesini Rusya topraklarında kirletmemiş olan Hitler, cepheden 2000 kilometre uzaklıktaki koruluğunda "Moskova'nın düşürülmesi ve arkasındaki Volga nehrine kadar gelinerek burada kışın geçirilmesi için cephe oluşturulması" emrini vererek askerlerini bir hiç uğruna ölüme yolluyordu. Koskoca savaşı, bir çift postal ve bir kaç battaniye yüzünden kaybedecek hali yoktu ya?

Almanya, askerlerinin beyni yeterince yıkanarak onlara böylesine kötü bir durumda bile "Moskova sizin bu soğukta sığınabileceğiniz harika bir şehir. Moskovayı aldığınız an savaş biter. Noel'e evinizde merhaba dersiniz!" şeklinde propagandalar yapılıyordu. Askerler son güçleriyle saldırarak, Moskova'nın 24 kilometre yakınına gelmişti. Bu Almanların Moskova sınırına en fazla yaklaşabildikleri cephe olarak tarihe geçti. Hava artık -50 derecelere kadar düşmüştü. Askerler öldürdükleri Rus askerlerinin parkalarını ve çizmelerini almak için birbirlerini öldürmekten çekinmiyordu. Almanlar savaşta kaybettiklerinden çok daha fazla askeri soğuktan kaybetmeye başlamıştı. Askerlerin idrarları henüz havadayken donmaya başlıyordu. Yaralılara müdahale etmek için sargı bezleri açılamıyordu, çünkü hepsi donmuştu. Zaten sargı bezinin bir önemi de yoktu, bir kaç dakika boyunca yerde yatan yaralı bir asker soğuktan donarak çoktan ölmüş oluyordu. Teçhizatları ya soğuktan ya da içine kaçan çamur yüzünden kullanılamaz hale gelmişti. Tankların içindeki benzinler donuyordu. Tankları, topları bataklıklardan geçirirken zaten yeterince yorulan askerlere bir de soğuk vurduğu için Alman askerlerinin moralleri de bozulmuştu.




Ruslar karşı saldırı düzenleyerek, yer yer Almanları 320 kilometre geriye püskürtmeyi başarmıştı. Alman tankları o muazzam "yıldırım savaşı" taktiğini artık uygulayamıyordu.

6 Aralık günü artık Alman askerleri son saldırılarını yapmış ve geri püskürtülmüştü. Artık taarruz için hali kalmamış askerlerin hiç birinden "Deutschland über Alles" marşı duyulamıyordu. Büyük Alman ordusu, Moskova sınırında takatsiz bir şekilde yere yatmıştı.

Stalin'in komutanlarından Jukov bu fırsatı kaçıracak değildi. Ordularını 7 Aralık Pazartesi günü büyük bir taarruza kaldırdı. Bu taarruz Almanların direncini kırmıştı ve geri çekilmeler başlamıştı. Jukov'un saldırdığı ilk cephe olan General Heinz Guderian cephesinde büyük bir hareketlilik vardı. Guderian anılarında bugünleri şu şekilde aktaracaktı:

"...Bu gibi soğuk, barınak yoksulluğu, yiyecek azlığı, büyük oranda insan ve teçhizat kaybı, petrol ikmalimizin feci durumu... Tüm bunlar bir komutanın işini facia haline getiriyordu. Bu durum sürdükçe taşıdığım sorumluluğun büyüklüğü altında her geçen gün eziliyorum.
       Geçirdiğimiz o acıklı kış ayları içinde Rus karının sonsuzluğunu görmüş ve stepten esen buz gibi ruzgarı duymuş olanlar, hiç kimsenin olmayan arazide saatlerce yürüdükten sonra, yeterince giyeceği olmayan, yarı aç yarı tok insanlarla içi tıklım tıklım küçücük bir sığınak bulmuş olanlar, üstelik karşılarında karnı tok, kış savaşı için iyi teçhiz edilmiş, sıcak elbiseler içinde taze Sibirya kuvvetleri görenler... Ancak o sıradaki olaylar üstünde bir yargıya varabilirler..."


Jukov'un muazzam saldırısına rağmen Almanlar, genlerinden gelen disiplin ve uzun süredir kazandıkları savaş deneyimi sayesinde büyük bir imha planının kurbanı olmadan geriye doğru bir taarruz başlatarak kendilerini kıstırmayı planlayan Rus birliklerini yarıp, fazla kayıp vermeden geri çekilmeyi başarıyorlardı. Her ne kadar geride 300 tank, 310 top ve fazla da önemi olmayacak sayıda esir bırakmış olsalar da, Almanların asıl kaybettiği şey ümitleriydi. Almanya için kışı Moskova'da geçirme ümitleri bitmiş, artık hayata tutunmak en büyük ümit olmuştu.

Alman komutanlar için artık bütün amaç "mümkün olduğunca çok askerle hayatta kalmak ve Rus kışını atlatmaktı." Bunun da yolu geriye çekilerek cepheyi daraltmak ve ikmali kolaylaştırmaktan geçiyordu. Fakat 16 Aralık günü komutanlara gelen emir, bütün hayallerini yıkmıştı. Hitler 16 Aralık tarihli bildirisinde "Bir adım bile geri çekilmeyeceksiniz. Bütün askerler şunu kesin olarak bilmelidir ki, geriye doğru atılacak olan her adım Rus kışını, savunmadakilerden yüz kat daha tehlikeli hale getirir." Guderian hemen uçağa atlayarak Almanya'ya, Hitler'in yanına gelip ordunun durumundan bahsederek onu vazgeçirmeye çalışsa da, Hitler'in pek umrunda olmuyor. Orgeneral Guderian kıtasının başına döndükten 3 gün sonra, Führer'in yazılı emriyle "yeterli cesarete sahip olmadığı" gerekçesiyle görevinden alınıyordu. Blitzkrieg taktiğinin kurucusu, Alman zırhlı birliklerinin babası olan Guderian, Führer'in ağzından çıkan iki söz ile savaş dışı kalıyordu.

İşte Almanya 3 ayda 1000 kilometre ilerlemeyi başardığı Rusya seferini, 1942 yılına girerken büyük bir yenilgiyle ve utançla bitirmişti. 2 yıl boyunca bir kere bile geri çekilmeyi düşünmeyen askerler, artık Rus bataklığından kaçmanın yollarını aramaya başlamıştı...

7 Mart 2012 Çarşamba

Tarihin Bilinmeyen Yönleri

Evet sevgili takipçilerim, okurlarım...
Sizlere bugüne kadar savaş, soykırım, vahşet dolu konular paylaştıktan sonra şimdi biraz ilginizi çekecek konular yazma gereği duydum. Neden mi? E biz boşuna demiyoruz "Tarihe bir de bu adresten bak" diye...
Yıllarca okuduğum tarihi kitaplar ve yaptığım ufak tefek araştırmalar sonucunda öğrendiğim ilginç ve bir o kadar ilgi çekici olayları, şahısları anlatarak umarım sizlere tarihi biraz da olsun sevdirebilirim. Hitler hakkında, SS birlikleri hakkında ve Kamikaze uçakları hakkında, genelde kimsenin dikkat etmediği ayrıntıları öğreneceğinize inanıyorum.

İlk konumuz Kamikaze..

"Kamikaze nedir?" diye sorulsa, bir çok insan hiç düşünmeden "Japon intihar uçakları" der.
Fakat Kamikaze aslında 1281 yılında Japonya'yı istila etmek için giden Moğol imparatoru Kubilay Han'ın büyük donanmasının, şiddetli gelen fırtına sebebiyle batması ve Japonya'nın istilasının önlenmesinden sonra, Japon topraklarında yaşayanların o şiddetli fırtınaya taktıkları isimdir. Anlamı da güzel dilimizde tam bir karşılık bulamasa da "kutsal rüzgar" ya da "ilahi rüzgar" olarak çevrilebilir.

2. Dünya Savaşı sırasında ise genel olarak Kamikaze diye bilinen intihar uçaklarının birliğine ilk başta "Shimpü" denmiş, fakat sonradan Kamikaze olarak kalmıştır.

Kamikaze uçakları, savaşın sonlarına doğru ortaya çıkmış ve Amerika ilerlemesini durdurmayı amaçlayan bir intihar saldırısı yöntemidir. Bir çok insan biliyordur, Kamikaze pilotlarının kafasında ortasında Japon bayrağını andıran kırmızı yuvarlak boyalı beyaz bir bant vardır.  Peki gerçekten de öyle mi?
Bu konuda büyük bir yanılgı vardır. Aslında o Japon bayrağını andıran kısmın ortasındaki kırmızılık, GRİDİR!

Kamikazelere saldırı olacağı bir gün öncesinden haber verilirdi ve kendilerine bir kalem ve kağıt verilerek mektup yazması istenirdi. Ayrıca da keskin bir bıçak kağıt ve kalemle birlikte sunulurdu.
Pilot, mektubu yazdıktan sonra kendi serçe parmağını tamamen keserek, kesilen yerden akan kanı bandanasının gri bölümüne bastırarak o kısmın kırmızı renge bürünmesini ve Japon bayrağının oluşmasını sağlardı. Bu inanç çok farklı şekillerde yorumlansa da, en mantıklı yorum "İmparatorluk için serçe parmağını kesmeyen, canına kıyamaz." şeklindeki bir düşünceden doğduğu şeklindedir.

Bu yöntem her ne kadar Amerikan askerleri üzerinde psikolojik yan etkiler yapsa da intihar saldırısı gerçekleştiren uçakların sadece %25'i hedefi bulabilmiştir.Amerikalılar bu konuda oluşan hırslarını Atom bombası atarak çözüme(!) ulaştırmışlardır...




Adolf Hitler desem, aklınıza ne gelir? 



Hemen İkinci Dünya Savaşı, Yahudi soykırımı değil mi?
Peki Adolf Hitler'in özel hayatı hakkında ne kadar bilginiz var?

Adolf Hitler, çocukluğunda babasından -fazla olmasa da- şiddet görmüş, babası vefat edince annesiyle başbaşa kalmış, annesini kaybettikten sonra da sanat okuluna gidip ressam olmak isterken, kendisini orduda bulmuş biridir.

Adolf Hitler, savaşın en yoğun döneminde bile köpeğine her gün en az 2 saat ayıran, köpeğine karşı sevgi dolu bir insandı.  Öyle ki, kendisi intihar etmeden bir gün önce, kendi köpeğinin yemeğine siyanür katmış ve "ona kimse benden daha iyi bakamaz." diyerek öldürmüştü!





Adolf Hitler, savaşın ilk yıllarında hiç bir sağlık sıkıntısı yaşamasa da, zamanla cephelerden ardı ardına gelen kayıplarla birlikte sinir sistemi de zarar görmüştü. Öyle ki göz ağrıları dindirilemeyecek raddeye gelmişti. Bu noktada Hitler'in doktoru, ona "içinde %4 oranında kokain bulunan bir solüsyonu" göz damlası olarak kullanmasını söyledi. Doğal olarak Hitler'in göz ağrıları dindi. Fakat doktoru 2-3 sefer kullanmasına izin verdikten sonra "daha fazlası bağımlılık yapar" diyerek kullanmasına izin vermedi. Hitler ise doktorunu dinledi.

Bir çok insan Hitler'i Eva Braun ile evli sanar. Fakat gerçekte Hitler, Eva Braun ile intihar etmeden saatler önce evlenmiştir. Savaş süresince sevgili olarak kalmışlar ve Eva Braun, Hitler'in stresini azaltmak için her zaman deliler gibi aşık olduğu adamın yanında olmuştur. Sonunda ne mi olmuştur? Eva Braun, Hitler ile birlikte intihar etmiştir. Eva Braun, siyanür hapıyla intihar ederken, Adolf Hitler sağ şakağına sıktığı bir kurşunla intihar etmiş ve intihar etmeden önce yaverlerine "cesedim düşmanın eline geçerse beni küçük düşürürler. Buna izin vermeyin ve cesetlerimizi yakın." emrini verir.
Her ne kadar kesin olmasa da, Adolf Hitler'in bedeninin yarısı yanmışken bulunduğuna dair bilgiler vardır.





Peki SS birlikleri hakkında neler biliyoruz?


SS'in açılımı SchutzStaffel'ın kısaltması olan "koruma timi" anlamına gelen birliktir. İlk başta bu birlikler Hitler'i ve Nazi Siyasetini korumak için kurulmuştur. Daha sonradan ise ikiye ayrılıp, Waffen-SS diye adlandırılan bir kısmı savaşa katılırken Allgemeine-SS diye adlandıran bir diğer kısmı toplama kamplarında görevli olarak ya da gestapo (gizli polis olarak da düşünülebilir) olarak çalışmaya başlamıştır. Soykırım için suçlanan taraf da Allgemeine-SS kısmıdır.

SS birliklerinin en büyük özelliği gördükleri eğitimdi. Bugün bile tamamı bilinmeyen eğitimlerde, SS birlikleri askeri eğitimden önce siyasi ve zorlu bir eğitimden geçerlerdi. Bu eğitimlerde askerlere "Führer ne derse koşulsuz itaat etmeleri" öğretiliyordu. SS birliklerine insanların çektiği acılar karşısında soğukkanlı kalmaları, işkenceye karşı mümkün olduğunca dayanıklılık ve tam anlamıyla ırkçılık öğretilirdi. Bu sayede savaş sırasında hiç gözlerini kırpmadan insanlara işkenceler yapmışlar, yağmalar uygulamışlar ve binlerce tecavüze karışmışlardı.
Siyasi eğitimden sonra sıra askeri eğitime geçtiğinde ise, askerlere silah kullanmayı öğrenmeden önce, bütün askerlerin yakın dövüş sanatlarında ustalaşmaları sağlanırdı.

Fakat onlara verilen en büyük bilgi "Onurun sadakatindir." cümlesinde gizliydi.
SS birlikleri sadakatleri için ödüllendirilir, en yeni askeri ekipmanlara, en yeni kıyafetlere ve soğuğa karşı son derece dayanıklı paltolara sahip olmaları sağlanırdı. SS birliğinin bir parçası olan birisi için para hiç bir zaman sorun olmazdı. Fakat "sadakat" kuralına uymazsan, sonun belliydi.

SS birlikleri mümkün olduğunca idam edilmezdi. Suç işleyen bir SS üyesi hapse atılır ve hapis odasına ya kendisini asması için bir ip ya kendisini vurması için içinde tek kurşun bulunan bir silah ya da yutması için siyanür hapı bırakılır ve "onuruyla hizmet etmese de en azından onuruyla ölmesi" sağlanırdı. Bu onların SS birliğine üye olurken kabullendikleri bir gerçekti ve bir kaç istisna dışında bütün SS üyeleri, idam edilmemek için intihar etmeyi tercih etmişti.


Bu gecelik umarım bu üç bilgi sizlere yeterli olmuştur. İleride yazılarımda bu konuya tekrar değineceğim.

Barbarossa Harekatı: Üçüncü Bölüm (Hitler'in büyük hatası)

Almanya Genelkurmay Teşkilatı'nda büyük hareketlilik vardır. Hitler bütün üst kademe komutanlarını toplamış ve birbirlerinin görüşlerini etkilememeleri için her biriyle ayrı ayrı toplantıya girmiştir. Hepsine sorduğu soru aynıdır, "Sence şimdi nereye saldırmalıyız?". Fakat işin Hitler için kötü yanı, üst kademedeki 6 komutanının da ağız birliği  etmiş gibi "Hiç durmadan Moskova'ya saldıralım" demesidir. 

Not: bu yazıyı okumaya başlamadan önce lütfen Barbarossa Harekatı ile ilgili yazdığım 1. ve 2. bölümleri okuyunuz.
Birinci bölüm için tıklayınız.
İkinci Bölüm için tıklayınız.

Rostov'dan bir görünüm
Hitler, komutanlarının bu önerisini hiç beğenmemişti...
Komutanları ona inatla "Moskova'yı düşürürsek hem Rus halkının ve askerinin motivasyonunu ve gücünü düşürürüz, hem de Avrupa'da bulunan düşmanlarımız Rusya'nın savaş dışı kaldığına inanıp barış anlaşması imzalamaya çalışır." derken, kendisi inatla Moskova'dan önce Kiev'e gidilmesi gerektiğini söylüyordu. Alman generallerin planına göre; Rusya'nın sanayi konusunda en gelişmiş şehri Moskova'ydı. Bu şehri en kısa sürede işgal etmek ve Ruslar fabrikalarını başka şehirlere taşımadan o fabrikaları imha etmek büyük önem taşıyordu. Nasılsa Kiev her türlü kazanılırdı. Alman kuvvetlerinin bu konuda bir sıkıntı yaşamayacaklarına inançları tamdı. Üstelik Moskova'nın düşmesinin Alman askerine getireceği özgüven ve düşmanda oluşturacağı çaresizlik de cabası...

Fakat komutanları ona "hava kuvvetlerinin çektiği fotoğraflara göre Rusya'nın bütün ordularını Moskova'da topladığını ve buraya yapılacak saldırının psikolojik etmenin yanında, Rus ordusuna büyük bir darbe vuracağını" söyleyedursun, o askerlerini çoktan Moskova kapılarından döndürüp Kiev'e doğru yola çıkartmıştı bile.

General Halder "Moskova önündeki Rus ordusunun arkasından dolaşıp onları imha edersek Rus ordusuna büyük bir darbe vururuz" demesiyle Hitler artık sinirden güvendiği komutanlarına bile hakaret etmişti: "Ancak eskimiş, fosilleşmiş bir anlayışa saplanıp kalan çürük beyinler bir düşman başkentinin büyüsüyle kendinden geçebilir. Moskova bir isimdir, o kadar! Bolşevikliğin asıl kaleleri Stalingrad ve Leningrad'dır. Oralar düşmeden savaş bitmez."

Hitler'in emrinin de bir başarısızlık olduğu söylenemez aslında. Hitler aslında Alman orduları her ne kadar hızlı ilerleseler de Rusların verdiği kayıplardan tatminkar değildi. Bu sebeple Rusya'yı zayıflatmak için onlara ekonomik darbe vurmayı planlıyordu. Bunun da yolu bereketli ovalarıyla, zengin demir, nikel ve manganıyla, patatesiyle, pamuğuyla, buğdayıyla Balkanların ve Rusya'nın en bereketli topraklarından olan, Rusya'nın himayesinde bulunan Ukrayna'yı Alman güçlerinin etkisine getirmekti.




Ekim 1941'de Kiev'den bir görünüm
Hitler ordularına "Kiev'e taarruz" emri verdiğinde takvim yaprakları 21 Ağustos 1941'i gösteriyordu. 25 Ağustos'ta harekete geçen Alman orduları, yaklaşık 20 gün sonra 19 Eylül 1941'de Ukrayna topraklarının tamamını işgal etmişti. Havadan Luftwaffe'nın acımasız bombardımanı ve Alman askerlerinin insaf yoksunu davranışları sebebiyle halkın büyük bir kısmı öldürülmüştü. Ukrayna'da bulunan fabrikalar henüz toplanmaya imkan bulamadan Wehrmacht askerlerinin eline geçmişti. Ukrayna topraklarını korumakla yükümlü komutan Budyenni, kuşatma sona erdiğinde 655 bin askeriyle birlikte esir düşmüştü. Bu rakam savaş tarihinde bir kuşatmada ele geçen en büyük savaş esiri demekti. Ele geçen tank, top ve araçların haddi hesabı yoktu.

Hitler bu büyük başarının ardından, Reichstag'da (Almanya parlamentosunun toplandığı yer) milletvekillerine şöyle sesleniyordu: "Doğudaki düşmanın yere serildiğini ve bir daha kalkamadığını size bugün, hem de herhangi bir sakınca görmeden ilan ediyorum. Askerlerimizin ardında 1933'de iktidara geldiğim zamankinin 2 katı toprak var."

Sovyet Rusya'da ise büyük sıkıntı hakimdi. Moskova'ya yapılacak bir saldırı planı yüzünden bütün kuvvetlerini Moskova'ya yığan Stalin, Güneyde ellerinden kaybettikleri toprakları, fabrikaları ve -pek önemsemese de- askerleri düşünüyordu. Asker önemli değildi, topraklarında insan gücünden çok bir şey yoktu. Fakat fabrikalar, tanklar, zırhlı araçlar ve Ukrayna topraklarının bereketi her şeyden daha değerliydi. Almanya'da kutlama havası hakimken, Moskova'da derin bir sessizlik vardı. Halk çaresizce "sıranın kendilerine geldiğini" düşünüyordu.

Fakat o da ne? Almanya'nın en son istediği şey gerçekleşiyor ve kış yavaş yavaş yüzünü göstermeye başlıyor. Erken gelen yağmurlar yüzünden Alman orduları normalde 1 saatte aldıkları yolu 5-6 saatte, harap düşmüş bir şekilde alabiliyorlar. Bu her ne kadar Alman komutanların tadını kaçırsa da, Hitler'in tadını kaçırmıyor. Hitler kendinden emin. Hitler Ukrayna topraklarında kazandığı başarıdan sonra içinden "iyi ki komutanlarımı dinlememişim, yoksa böylesine büyük bir zaferi kaçırmış olurdum." diyerek hem kendisine olan özgüvenini arttırıyor hem de komutanlarına olan güvenini azaltıyor.


Kışa yakalanmış Alman birlikleri
Bunun içindir ki, bir çok komutanı "kış bastırmadan en fazla Moskova sınırına kadar konuşlanmayı ve kış bitene kadar o hatta beklemeyi, havalar tekrar ısındığında ise planı devam ettirmeyi" önerirken,  Hitler onlara şöyle sesleniyor: "Yaklaşan kış nedeniyle harekata ara vermek, kazanılmış bir savaşın bütün sonuçlarını heba etmek ve yeni bir savaşa başlangıç noktasından devam etmektir." Hitler'e göre Rusya'nın 5-6 ay boyunca rahat bırakılması demek, "Japon sınırında bulunan askerlerini Moskova'ya kaydırması ve yeni kuvvetleri silah altına alması" demekti. Komutanlara göre ise Rusya'nın 5-6 ay boyunca rahat bırakılması demek "yorulmuş Alman askerlerinin dinlenmesi, zaferi kutlaması, soğuğa dayanıklı motor yağlarının ve daha güçlü tankların gelmesini beklemek ve %80'inin üzerinde kışlık kıyafet olmayan Alman askerinin telef olmasını engellemek" demekti.

Fakat Hitler bu konuda da komutanlarını dinlemeyecekti. Komutanlarına güvenmiyordu artık. Moskova onun olmalıydı. Moskova onun olacaktı. Moskova'yı almadan rahat uyku uyuyamayacaktı.
Barbarossa harekatı bitmişti. Sırada Moskova'yı almak için hazırlanan "Tayfun Harekatı" vardı.

Komutanları ise endişe içindeydi. Onlar erken gelen kış yüzünden askerlerine ne giydireceklerinin derdine düşmüşken, Hitler onlara kışın ortasında "saldırı" emri veriyordu...

Yazarın notu: Her ne kadar bir çok kaynak, Moskova'nın işgalini de Barbarossa Harekatı'nın bir parçası olarak görse de, Moskova harekatının planlarını içeren belgeye Hitler "Tayfun" kapalı adını vermiştir. Bu sebeple Moskova'nın işgalini bir sonraki yazımızda "Tayfun Harekatı" başlığı altında inceleyeceğim.  

5 Mart 2012 Pazartesi

Barbarossa Harekatı: İkinci Bölüm (Almanya saldırıyor)


22 Haziran 1941'de Almanya Rusya'ya karşı savaş açtığında Stalin yazlık evinde uyuyordu. Kendi askerleri ise sınırdan gelen top seslerine bir anlam veremiyordu. Saat 04:00 sularında Churchill "Almanya'nın Rusya'ya karşı harekata başladığını" öğrendiğinde yaverine "Beni İngiltere'ye saldırı olmadığı sürece uyandırmayın demedim mi?" diyerek yaverini fırçalarken aslında içinden bir parça "birileri gelse de çifte telliye kalksam" şeklinde düğüne hazırlıklıydı. Çünkü Almanya'nın güçlerini Rusya'ya kaydırması demek, İngiltere'nin biraz daha rahatlaması demekti.  



Not: Bu yazıyı okumaya başlamadan önce Barbarossa harekatı hakkında yazdığım 1. bölümü okumanızı önemle rica ederim.Barbarossa Harekatı: 1. Bölüm'ü okumak için tıklayınız.

Saldırıdan yaklaşık 2 saat sonra, saat 05:30 sularında Hitler'in en çok güvendiği Nazilerden biri olan "Propaganda Bakanı" Goebbels Rusya'ya savaş açtıklarını radyoda ilan etmişti. Harekat sebeplerini ise "Rusya'nın Almanya ve Avrupa'ya karşı bozgunculuk girişimi yapması, dış siyasetini Alman düşmanlığı üzerine kurması ve sınırlarda askeri harekat için hazırlık yapması" olarak sıralamıştı.

Goebbles'ın konuşmasından sonra Hitler halkına seslenmiş ve kimsenin kendisine böyle bir görev vermediğini bilmesine rağmen "Alman halkının, Alman milletinin ve Avrupa'nın kaderini bir kere daha ve güvenle Alman askerine emanet etme kararına vardım." şeklinde konuşarak, aslında kendini bütün Avrupa'nın Bolşeviklere karşı tek neferi olarak göstermişti. Fakat hiç kimse Hitler'in harekattan 1,5 yıl önce, Rusya ile "Saldırmazlık Paktı'nı" imzalarken söylediği sözleri hatırlamayacaktı: "Rusya ile Almanya 1. Dünya Savaşı'nda birbiriyle dövüştüler ve büyük kayıplar verdiler. Bu, artık ikinci defa tekrarlanmayacaktır." 

Harekatın başlangıç hamlesini Almanya'nın hava kuvvetleri yaptı. Bu saldırı o kadar etkiliydi ki, Rus uçakları daha havalanma fırsatı bulmadan, hava alanlarında beklemedeyken gafil avlandılar. Bilançoyu şu şekilde özetlersek sizler için daha anlamlı olur; Almanya'nın savaşın ilk gününde kaybettiği uçak sayısı 2 iken, Rusya'nın kaybı yaklaşık 1800 uçaktı. Evet inanılır gibi değil ama sadece bir gecedeki kaybın sayısını verdim sizlere (Bu rakamlara Alman uçaklarının vurduğu ve yıldırım savaşı taktiği gereği Alman tank ve zırhlı birliklerinin önünü açmak için bombaladıkları kara araçları ve askerleri dahil değildir)...Rusya'nın böylesine büyük bir askeri gücü henüz savaşa sokamadan kaybetmesinin en büyük sebebi ise, Almanya'nın geliştirdiği casus uçakların, Rus sınırlarını ve mühimmat ve askeri araç depolarını sürekli gözetlemesi olarak gösterebiliriz. 

Heinrich Himmler (Nazi ideologu), Rus savaş esirini gözlemliyor.
Almanya, savaşın ilk 3 gününde 200 kilometre kadar içeri girmeyi başardı. Bunda en büyük etken ise Rusya'nın savaşa hazırlıksız yakalanıp, askerlerini geniş bir alana yaymış ve savunmayı zayıf bırakmış olmasıydı.  Bir çok noktada Rus birlikleri yaya olduğundan Alman tanklarıyla Alman motorize birliklerinden kaçamamış ve bir çok birlik ya tamamen öldürülmüş veya esir alınmış ya da çok az bir kısmı kaçmayı başarabilmişti. 2 farklı koldan Alman tank birlikleri (Kuzey ve merkez cephe) Rus cephelerini yarıp 200 kilometre ilerledikten sonra, Rus askerlerini ortada sıkıştırmışlardı. Öyle ki; savaşın 3. gününde Rusların sadece esir verdikleri asker sayısı 70 bindir. 11 Temmuz'da (yaklaşık olarak harekatın başlamasından 20 gün sonra) Almanya Genelkurmay Komutanlığı'nın yaptığı açıklamaya göre Rusya'nın 350 bin askeri esir düşmüş, 1800 top, 3500 tank ve zırhlı araç  (Rusya'nın bütün zırhlı araç sayısının yaklaşık 1/4'ü) ele geçirilmişti.  Toplamda bulunan 164 Sovyet Tümeninden 89'u imha edilmişti.  



Bu kaybın en büyük sebebi ise kuşkusuz Stalin'in, Hitler'in tuzağına düşüp ordusunu Moskova'ya kapılarına kadar geri çekmek yerine taarruza kaldırmasıydı.Bunun sonucunda Stalin; güçlü ve motorize Alman birliklerinin, yaya ve yeterli donanıma sahip olmayan Rus askerlerini nasıl ezdiğini sadece izlemek zorunda kalmıştı.

Fakat Stalin'in Rus halkıyla işi bitmemişti. 3 Temmuz 1941'de yayınladığı bildiride halka sesleniyor ve "Saflarınızda bulunan sulu gözlülere, panik yaratanlara ve kaçaklara karşı amansız mücadele verin. İnsanları paniğe sürükleyen, kaçan ya da ülkesine ihanet eden herkes "rütbesine bakılmaksızın" askeri mahkemelerde yargılanacak ve idam edilecektir. Planlı geri çekilmeler yapılacağı zaman evlerinizi, yanınızda taşıyamayacağınız eşyalarınızı, mühimmatları, depoları, vagonları, yakıtları imha edin. Hayvanlarınızı, yiyeceklerinizi devlet görevlilerine emanet edin. Düşman tarafından işgal edilen topraklarda Milis güçleri oluşturun ve hayatı onlara zindan edin." diyordu. Kısacası, halkına "Ya benim için öleceksiniz ya da Hitler için öleceksiniz" diyordu. Artık Stalin öyle bir duruma gelmişti ki, beceriksiz olduğuna inandığı komutanları, askerlerine geri çekilme emri veren subayları askerlerinin gözleri önünde kurşuna dizme emri vermekte bir sakınca görmüyordu. 

12 Temmuz günü, "Yıldırım Savaşı" tanımının mucidi Guderian, merkez komutanlıktan izin alarak Rusya için tarihi önemi olan ve Moskova'ya çok yakın olan Smolensk'in işgal edilmesi işlemlerine başlıyor. Planına göre kendisi şehre sağ tarafından yaklaşırken, Kuzeyde savaş veren General Hoth önderliğindeki tümen şehre sol tarafından yaklaşır. Rus general Timoşçenko ilk başta Guderian'ın birliklerinin ilerlemesini durdurmak için 20 tümenle saldırıya geçse de, Guderian emrindeki 13 tümenden 2 tanesiyle bu 20 tümenlik gücü oyalar ve geriye kalan 11 tümeniyle arkalarından dolaşıp General Hoth ile birleşerek Rus birliklerini kuşatmayı başarır. 

Bunun sonucunda ne mi olur? Alman birliklerinin iki koldan birleştiği 16 Temmuz tarihinden, Smolensk Savaşı'nın bittiği Ağustos başına kadar Rusya, Smolensk topraklarında toplamda 250 bin harp esiri ve bir o kadar da ölü ya da yaralı asker bırakır.  Kısacası Alman birlikleri 45 günde 750 binden fazla savaş esiri almıştır, bir o kadar Rus askeri ise ölmüştür. Bu sürede ise Rusya sınırından içeriye doğru 1000 kilometre ilerlemeyi başarmışlardır. Almanya'nın bu süreye kadar verdiği kayıp ise 29 bini ölü olmak üzere 390 bin kişidir. Fakat buna rağmen Alman kayıpları, Almanya'nın Polonya, Fransa, Kuzey Afrika, Norveç ve Balkanlar seferlerinde verdiği toplam kaybın üstündedir.

Şu ana kadar her şey Almanya'nın ve Hitler'in istediği yönde ilerlemektedir. Fakat bu noktadan sonra, Hitler savaşın kaderini değiştirecek büyük bir hata yapar...

Devamı bir sonraki yazımızda olacak: Barbarossa Harekatı: 3. Bölüm ( Büyük hata ve gerileme)