2 Haziran 2012 Cumartesi

Politikacılar Sussun, Atom Bombaları Konuşsun!


Hiroşima kentinde yaşayan Japon halkı,  5 Ağustos gecesi uykuya yattığında, ertesi gün savaşın devam edeceğini, fakat sonunda zafere ulaşacaklarını düşünüyorlardı. İmparatorları gerçekleri halktan saklıyor ve örfüne, adetine uygun olarak, İmparatorun halkla bire bir temas kurması onu küçülteceği için, komutanları ve askeri yönetim zinciri aracılığıyla halkına bu şekilde açıklama yaptırıyordu. Ülkenin Başbakanı, 25 Temmuz'da Amerika Başkanı Truman'ın yayınladığı ve Japonya'nın koşulsuz teslimiyetini ve İmparatorluk düzeninin kaldırılmasını isteyen Potsdam Bildirisi'ni elinin tersiyle itmiş ve geceye "İmparatorluk gururunu koruduğu için" gönlü rahat girmişti. Belki de bebekler gibi uyumuştu. Sonuçta kimse İmparatorun yetkilerini kısıtlayamaz, ona dokunamazdı.

 

Amerika Deniz savaşlarında üstünlüğü ele geçirse de, Japonların dur durak bilmeyen ve "İmparatorluk aşkıyla dolu" kalpleri karşısında ilerlerken bile kaybediyordu. Japon Kamikazeleri Amerikan donanması üzerine intihar saldırıları düzenlerken, Amerikan komutanlar bunu sadece izlemekle yetiniyordu. İşte bu yüzden, Amerika Başkanı Truman, o çılgın kararı vermişti: "Savaşı bitirmek için nükleer bombayı kullanın...".





Bombanın kullanılması öyle rastgele olmayacaktı. Yıllardır üzerinde çalıştıkları bir deneydi bu, en iyi sonucu almaları gerekiyordu. Bunun için bombanın atılacağı şehirlerde belli başlı kriterler aranmıştı. Aranan kriterler basitti;

-Şehir merkezinin çapı en az 5 kilometre olacak ve etrafında yerleşim birimleri olacaktı. Sonuçta insanlar üzerinde ilk defa böylesine büyük bir bomba denenecekti ve yapılmışken insan sayısı ne kadar fazla olursa, sonuçlar üzerinde de o kadar kesin konuşulurdu. Amerikalıların asıl akıllarından geçen “yapmışken en iyisini yapalım” düşüncesiydi (!).
-Tokyo ile Nagazaki arasındaki şehirlerden seçilecekti.
-Patlama sonucu oluşacak rüzgarın ve asit yağmurlarının incelenmesini kolaylaştırmak için patlamanın yapılacağı yerin fazla dağlık olmaması gerekiyordu.

Bu kriterlere uygun olan üç kent seçilmişti;
Hiroşima, Kokura ve Nagazaki…
Nagazaki dağlık yapısı sebebiyle ve düşük nüfus seviyesi yüzünden yedek olarak kalacaktı. Bombardımanın yapılacağı ilk iki şehir Hiroşima ve Kokura idi.



Amerikan Donanması kısaca bilgilendirilmiş, bu şehirlere 1 ay boyunca hiçbir bombardımanın yapılmaması söylenmişti. Bu sayede hem patlamanın etkisini daha gerçekçi bir şekilde ölçmüş olacaklardı, aynı zamanda bu üç şehre bombardıman olmadığı  Japon halkı arasında duyulunca oraya yapılacak göçlerle nüfus arttırılmış olacaktı.


6 Ağustos 1945 sabahı, saat 08:15 sularında pilotun "güzel bir şekilde anılsın diye" annesinin ismini verdiği "Enola Gay" isimli Amerikan uçağı tarafından "Little Boy" isimli nükleer bomba serbest bırakıldı. Bomba 45 saniye iniş yaptıktan sonra, Hiroşima’nın 500 metre üzerinde infilak etti. Japonların bir çoğu işine gitmek için evinden çıkmışken bomba atılmıştı. Kısacası, Amerikalılar tarafından sokakta en fazla insanın olduğu saatler özellikle seçilmişti. Hiroşima'da yaşayan Japonların büyük bir kısmının son gördükleri şey, gökyüzündeki büyük bir alev topuydu. Bombanın çekirdeğinde oluşan 2.000.000 derece sıcaklık yeryüzüne indiğinde 4000 dereceye kadar inmiş olsa da, bir çok insanı kül etmeye yeterdi ve görevini başarıyla yapmıştı. Yüksek sıcaklıktan dolayı asfalta yapışan insanlar insanlar oldu. İşin kötü yanı, o insanları asfalttan ayırmaya gelecek kimse yoktu. Çünkü nükleer bombanın etkisiyle asit yağmurları başlamıştı ve yağmura tutulanlar radyasyon etkisiyle ilerleyen günlerde hayatını kaybederken diğerleri yağmura yakalanmamak için evinden dışarı çıkmıyordu. Bu yağmurlar 1 hafta sürdü. Bombanın etkisi TNT ile kıyaslandığında yaklaşık 19 kiloton TNT’ye eşdeğer bir enerji (63 tera-joule) açığa çıkmıştı.



Bomba o kadar etkiliydi, bombayı bıraktıktan sonra 155 derecelik dönüş yaparak hemen uzaklaşan Enola Gay uçağının pilotu, 45 saniye sonra patlamanın yarattığı enerji dalgalarıyla büyük sarsıntı yaşamış ve uçağının vurulduğunu zannederek hava kuvvetleri radyosunda “uçaksavarlar!”diye bağırmıştı. Bombanın merkezinden 10 kilometre ötede olanlar geçici olarak körlük yaşamıştı.  66 bin insan patlama anında, 70 bin insan ise patlamayı takip eden günler içinde hayatını kaybetmişti.  60 bin kişi de beş yıllık sürede hayatını kaybetti ve bilanço 200.000 bin ölü ve yüzbinlerce sakat insana ulaştı…

Japonlar daha ilk bombanın şokunu atlatamamıştı. Bir çok yaralı başka şehirlere kaldırılmış ve halk paniklemişti. Hükümetin, İmparatorluğun elleri bağlanmıştı sanki! Kimse ne diyeceğini bilmiyordu. Artık teslimiyet için hazırlıkların başlaması gerektiğini düşünenler çoğunluktaydı. Fakat kabus daha bitmemişti…
Amerika Hiroşima’daki katliamla yetinmemişti. Yetinemezdi. Bombanın etkilerini incelemek için bir deneye daha ihtiyaçları vardı.
İmparatorluk yetkilileri, nasıl bir teslimiyet bildirisi yayınlayacaklarını düşünedursun, 9 Ağustos 1945 günü, saat 11:00 sularında 2. bomba Nagazaki semalarında süzülmeye başlamıştı bile…

Nagazaki halkı daha Hiroşima’daki bombanın şokunu atlamamışken alev topuna maruz kalmışlardı. Aslında şanslılardı. Çünkü “Fat Man” isimli ve Hiroşima’ya atılan bombadan yaklaşık 2.5 kat daha öldürücü etkiye sahip olan bombayı taşıyan uçakta yakıt sızıntısı vardı. Bu sebeple bombayı tam şehrin merkezine atamamış ve bomba şehrin kurulduğu sıradağlardan birinin eteğine isabet etmişti. Amerikalı askerlerde buruk bir mutluluk vardı. Ölü sayısı ilk anda 150 bin insan olmamıştı ama 74 bin de Amerika için yeterliydi! Binaların % 36’sı tamamen yok olmuş ve 240 bin nüfuslu şehirde 74 bin insan ölmüştü. Hem asıl planladıklarını da elde etmişlerdi. Japon halkı ve imparatorluğu “beyaz adam”dan korkmaya başlamıştı.


10 Ağustos günü Japonya “imparatorluk düzeninin devam etmesi şartıyla” teslim olmak istediklerini açıkladı. 200 bine yakın sivil 1 hafta içinde hayatını kaybetmişken dahi Japon İmparatorunun dokunulmazlığı korunmalıydı! Müttefikler bu isteğe “şartları kendilerinin belirleyeceği” şeklinde karşılık verdi. Sonuçta Japonların elinde artık bir şey kalmamıştı. İmparatorluk bunu mecburen kabul etti. Hatta Japon İmparator Hirohito, kendisini küçülterek (!) ilk defa halkla direk temas kurmuş ve devlet radyosunda teslimiyeti açıklayan bildiriyi okumuştu. Bildirinin sonunda ise “teslim olunmadığı takdirde insanlığın da yok olacağını” söyleyerek, teslim olmak istediği için kendisine karşı ayaklanacak olan generalleri de dizginlemeye çalışmıştı. Her ne kadar savaşmayı isteyen askerleri dizginleyemese de, onların yaptığı ihtilal pek de etkili olmadı ve 2 Eylül 1945’te Tokyo körfezine demirleyen bir Amerikan savaş gemisinde resmi teslimiyet belgesi imzalandı.


Hava saldırıları durmuş, halk sakinleşmiş fakat bu savaş arkasında 240 bin ölü sivil bırakmıştı.  Bu durum Truman’a “hiç vicdanınız sızladı mı?” sorusuyla sorulduğunda ise Truman’ın verdiği yanıt trajikomikti: "Biz o saldırıyı yapmasaydık ve savaş devam etseydi, 500 bin insan ölecekti…"

2 yorum:

  1. nefis bir blog ve çok başarılı bir anlatım dili.. yazılarınızın devamını bekliyoruz.

    YanıtlaSil
  2. Lanet olasi amerika.
    Allah hepsinin belasini versin!

    YanıtlaSil